iPad LANSMAN: Steve Jobs BUNU TEKRAR YAPABİLİR Mİ?


1993'ten beri Apple genel merkezinin bulunduğu 1 Infinite Loop, Cupertino, Kaliforniya'ya vardığımda, yani evrendeki en harika adrese geldiğimde, muhteşem bir bahar günüydü. Onların söylediği şekilde, kampüs, inanılmaz büyüklükte bir yer, fakat gene de Apple'ın şu anki genişleme oranını kapsayacak yeterli büyüklükte değil. Şu an ek bir alan tasarlanıyor ve inşa ediliyor. Üzerlerinde "I visited the mothership" (we fanboys are pathetic, I readily confess) yazan tişörtleri şirket mağazasına stokladıktan sonra bana çimenlikleri, kantini ve açık alanları gösterdiler. Burayı kampüs diye adlandırmak çok doğru bir karar çünkü herkes bir öğrenci gibi giyiniyor. Buraya takım elbise ile gelen tek insanların burayı ziyaret eden politikacılar olduğunu düşünüyorum.

Phil Schiller ve Eddy Cue beni bir buçuk hafta içerisinde tanıtılacak Apple'ın yeni ürünü iPad için konuşmaya çağırdıklarında gayet rahatlardı. Schiller, Apple'ın son bebeği iPad'in dağıtılmasından sorumlu, dünya çapında ürün pazarlamada kıdemli başkan yardımcısı. Cue ise, iTunes, App ve iBooks online mağazalarını denetleyen İnternet hizmetleri başkan yardımcısı.

Ben Apple'ın daveti üzerine iPad'ı denemek için buradayım. Ve ziyaretim sırasında daha sonra şirketin patronu Steve Jobs ile bir saat geçireceğim. -Onunla bugüne kadar ilk defa gerçek bir zaman geçireceğim.-

Schiller ve Cue ile buluştuğumda iPad'in piyasaya sürüldüğünde karşılaşacağı olumsuz özelliklerinden oluşan bir listeyi okumamın doğru olacağını düşündüm. iPad, iki durumun arasında kalıyor. Ne tam anlamıyla taşınabilir olabilecek kadar küçük, ne de tam bir bilgisayar gibi değerlendirilecek kadar büyük. Dikkat çekmeye çalıştığım herşey her zamanki gibi Apple'ın kontrolü altında. Adobe Flash kullanılabilirliği yok, çoklu görev yok ve kamera yok. Sadece büyütülmüş bir iPhone ya da iPod Touch'a benziyor.

"Bunu söylemenin bir olumsuz bir de olumlu yolu vardır." diyor Schiller ve ekliyor. 'Of, bu yalnızca büyük bir iPhone...peh!' ya da 'Vay, bu büyük bir iPhone gibi, harika!' Şansılıyız ki milyonlarca insan bunlara sahip, böylece iPad ile ilk karşılaştıklarında alışkın olacaklar ve zorluk çekmeyecekler. Diğer herşeye gelince, bu özelliklerle ilgili olan bir şey değil. Bu deneyimle alakalı. Ne dediğimi anlayabilmek için iPad'i denemen gerek."

Elbette denemek için can atıyorum, fakat öncesinde Cue beni iBook uygulamasına ve online mağazasına götürüyor. iPad'in, Amazon'un Kindle Okuyucusuna (reader) ölümcül bir darbe olmasıyla ilgili çok fazla şey söylendi; öyle görünüyor ki yayımcılar Amazon'un fiyatlandırma üzerindeki katı kontrolünden kaçmayı çok istiyorlar. Penguin'in başkanı ve CEO'suna iPad'e neden bu kadar düşkün olduğunu sordum. Bana "iPad kontrolu bize geri veriyor ve pazarın nasıl geliştiğini görmemizi sağlıyor. Açıkçası iPad'i ilk gördüğüm an bir tezahür anı gibiydi. Yayımcılığın geleceği bu olmalı. Bir tanesiyle biraz vakit geçirdiğinde beni anlayacaksın" dedi. Ben de "evet" diyerek cevap verdim. "Umarım yakın zamanda birini denersin" diyor iPad'in eğitimdeki potansiyeli konusunda benzer bir şekilde iyimser olan, Duke Üniversitesi'nden Tracy Futhey. Ve ekliyor " iPad metnin, videonun, ders malzemelerinin ve öğrenci girdilerinin bir araya getirilmesiyle ilgili bir devrimin habercisidir... Çok heyecanlıyız." "sen denedin mi?" "Hmm... henüz değil."

Dahası oyunlar da bulunuyor. Bir çok insan iPad'i belli başlı bir oyun platformu olarak görecek. Gameloft'un kurucusu, iPhone'un en başarılı uygulama geliştiricilerinden biri olan Michel Guillemot bile iPad konusunda Makinson ve Futhey'den daha heyecanlı. Bana "Bunu oyun evriminin dördüncü adımı olarak görüyorum" dedi. Ve ekledi "İlk olarak mikrobilgisayar, daha sonra özel konsol, ardından akıllı telefon ve şimdi de iPad. Sen ne düşünüyorsun?" "Gerçek anlamda biriyle oynadığım zaman sana haber vereceğim" dedim. Ve yakında oynayacağım. Apple ürünleriyle çok uzun yıllardır oynadığımdan ne beklediğimi bildiğimi düşünüyordum.

Bilgisayar kullanmanın eğlenceye dönüşü.

Dünya iPad'ın çıkışına hazırlanırken, şirketi, iMac, iPod ya da iPhone ailesinin ve onlara hizmet eden iTunes ve App Store'un arkasında koca bir heykel gibi gören gençler bir zamanlar hayatın bir Apple sever için ne kadar zor olduğunu öğrendiğinde biraz şaşırabilir.

Bir Otostopçunun Galaksi Defteri adlı kitabın yazarı Douglas Adams 1984 yılında İngiltere'de Machintosh bilgisayara sahip olan ilk kişiydi, ben de ikinci kişiydim. Elveda parlak yeşil komut satırı; hoşgeldin fare, simgeler ve rulo panjur gibi aşağı düşen kapatılabilir pencereler ve menülerle beyaz ekranlı grafik bilgisayarı. Bir sonraki on yıl boyunca kolumun altındaki flopi disklerle Douglas'ın Londra'daki evine gidip ziline basardım. Nefes nefese soluyarak sorardım "O evde mi?" Douglas'ın eşi Jane gülerek bana merdivenleri gösterir ben de dosyaları değiştirip hemen oynamak için koşarak yukarı çıkardım. Oyuncak tren setiyle oynayan çocuklar gibiydik. Ve bu da problemin bir parçasıydı. Çok büyük bir eğlenceydi. Bilgisayar kullanmak eğlenceli olmamalıydı. Bir ara Douglas'la birlikte masaüstü simgelerimizi yeniden tasarlamak için tam iki hafta harcadık ve Jane'den birinciyi seçmesini istedik. O da nazik bir şekilde ilk ödülü ikimize birden verdi. Aksi takdirde bir hafta somurtacaktık. Fakat ikimiz de Mac'lerimizde kitaplar ve seneryolar yazdık; Mac, sizi sabahın köründe yataktan kaldırıp içinizde çalışma isteği uyandıracak ilk bilgisayardı.

Fakat yine de o günlere geri döndüğümüzde Mac, bilgisayarları iş hayatı için yararlı ve ciddi performans artıran cihazlar olarak kabul eden ve bilgisayarların kullanıcının değil de BT teknisyenlerinin ve sistem mühendislerinin kontrolünde olması gerektiğini düşünen insanlar tarafından şekil bakımından yüzeysel bir başarıya sahip, medya pozcularının oyuncağı olarak görülüyor ve alay konusu ediliyordu. PC'nin Mac tarzı grafiksel kullanıcı arayüzünün uygulandığı Windows 95'inin piyasaya çıkmasıyla Apple yara aldı. 1997 yılında şirket büyük bir krizin içerisindeydi. Douglas ve Ben coşkulu PC kullanıcıları için pek iyi hisler beslemiyorduk. "Yakında yedek parçalarınızı ve güncellemelerinizi mail yoluyla ve de mağazalardan elde edebileceksiniz" dediler. Uzmanlar ve ticari dergiler de bunu onayladı.

Fakat bu kadar hızlı değil; atlarınızı tutun: Amerika'nın kurumsal tarihindeki en olağanüstü sayfalardan biri yazılmak üzereydi. Apple'ın "kurnaz" kurucu ortağı Steve Jobs ( Jobs gibi insanlar kendilerini bunun gibi kelimelerle etiketlemekten hoşlanırlar.) Mac'in ortaya çıkışından bir sene sonra kendi şirketinden kovuldu. Pixar Animasyon Stüdyolarını ve NeXT bilgisayarı kurdu. Şirket NeXT'i satın aldıktan sonra Jobs'ın Apple'a dönüşü şu an en efsanevi olaydır. Jobs tasarım departmanında genç ingiliz Jonathan Ive'ın çalışmalarını gördü ve onunla bir buluşma ayarladı. Bir yıl boyunca görmezden gelinen ve iyi şekilde değerlendirilmeyen Ive, pantolonunun arka cebinde duran bir istifa mektubuyla geldi. Ve yeteneğini açığa çıkaracak açıklamalarla ayrıldı. Sonuç; o dönemin standart bej kutusundan çok uzak, beyaz ve bondi mavi renklerde, transparan bir gövedeye sahip, hepsi bir arada bir bilgisayar olan iMac ortaya çıktı. Ive'ın sıradaki en büyük tasarımları iPod ve iPhone olacaktı. Apple'ın zayıf bir canlıdan ormanın en büyük canavarına dönüşümü başlamıştı. Ve şimdi iPad'in çalıların arasından bize doğru gelişine bakın.

Yüzünüzü Güldüren Araçlar

Eğer bu büyük heyecanı kaçırdıysanız söyleyelim, iPad (9.7 inç ya da 25 cm boyutlarında 680 gr. ağırlığında) slate ya da tablet bilgisayardır. Apple'a göre, iPad'in lansman olayıyla ilgili orjinal bir şeyler var. iPhone çıktığı zaman Apple, Nokia, Windows Mobile, Palm, Sony Ericsson ve BlackBerry gibi büyük oyuncuların hakim olduğu akıllı telefon pazarına giren acemi bir çaylaktı. Fakat iPad'in piyasaya çıkmasıyla Apple şu an ilk defa her zamankinden daha üstün konumda. Fakat bu biraz ters tepti gibi. Blog dünyası ve teknoloji dergileri saldırmaya hazır. Apple altından kalkamayacak kadar çok iş üstlendi. Nasıl bir cihaz bu? Kimin ihtiyacı var?

Tasarımcı Ive ile birlikte iPad'de eksik olan özellikler hakkında konuştuk. "Pek çok açıdan, en çok gurur duyduğumuz şey bu bulunmayan özellikler." diyor. "Bizim için önemli olan kullanıcı ve etkileşim içerisinde olduğu içerik arasında hiç bir sorun olmayana kadar geliştirmek ve geliştirmek."

Söylenilmesi gereken bu değil. Teknoloji yazarları özelliklere ve fonksiyonlara takmış durumda. Bu bunu yapıyor mu? Şu şunu yapıyor mu? Genelde cihazları özelliklerine göre değerlendiriyorlar. Fakat bu tarz düşünce Apple'ın DNA'sında yok. iPad görevleri yerine getirir. Uygulamaları çalıştırır, takvim, e-mail, Web tarayıcısı, ofis uygulamaları vardır ve bunun gibi bir cihazdan beklenilen ses, video ve oyun oynatabilme özelliklerine sahiptir. Bir tanesini elime aldığımda farkettim ki iPad bir "cihaz" ile olan ilişkiden ziyade, bir insan ya da bir hayvanla ilişki kuruyormuşsunuz izlenimi veriyor.

Bunun kulağa garip geldiğini biliyorum. Fakat bir dakikalığına düşünün. Biz insanız; herhangi bir şeye cevap vereceğimiz zaman hesap yapmaz duygularla hareket ederiz. Ive'ın ve ekibinin anladığı şey şu; eğer cebinizde ya da elinizde her gün saatlerce taşıdığınız bir nesne varsa, aranızdaki ilişki derin, insani ve duygusaldır. Kullanıcılar dokundukça, oynadıkça, tıkladıkça, yani kullanıcılar ürünlerin üzerinde ellerini hareket ettirdikçe, Apple'ın bu ürünleri kullanıcının yüzünü güldürüyor. Apple'ın başarısı, bize bunu yaşatan ürünlerin üzerine kuruludur.

Eğer bu tarz şeyler sizi etkilemiyorsa ya da bunun bir şekilde zayıf, iddialı, entel-dantel veya iş düzenine aykırı olduğunu düşünüyorsanız pazarda sizin istediğiniz özelliklerde yeterli miktarda ürün var. Fakat şunu göz önünde bulundurun: zevk, detay, parlaklık ve tasarım yönünden bakıldığında zenginler için basit, yüksek teknoloji oyuncaklar olarak değil, mükkemmel işlevsellikte bir ürün olarak görünüyorlar. iTunes App Store'un saçma sapan dijital ürünleri de sunduğu oldu, fakat çok daha ciddi profesyonel cihazlar tıbbi, askeri ve endüstriyel alanlarda kullanılıyor. Mac gibi iPhone'un da bir eğlence aygıtı olarak tanıtılması alay konusu oldu, fakat iPhone, Apple'ın rakiplerini kendi dokunmatik ekran telefonları ve App Store'larıyla kötü bir telaş içerisinde birbirleriyle kapıştırarak akıllı telefonun tabiatını değiştirdi. Eğer ki taklit etmek övmenin samimi bir yoluysa, o zaman iki seneden fazladır Google'ın ve Microsoft'un Apple'a olan övgüleri Apple'a tapmaktan başka bir şey değil. iPad'in de taklit edileceği konusunda bir kaç şüphe var.

"Başkalarının ne yapacağını tahmin edemeyiz" diyor Ive ve ekliyor "Konsantre olup doğru olanın ne olduğunu düşünerek onu sunmalıyız." Ive'ın odaklanması ve mükemmelliyetçiliği efsanevi. Onunla yapılan her sohbet, en ufak bir detay tamamen doğru olana kadar tatmin olmadan saatlerce çalışmasıyla ilgili oluyor. Onun en memnun olduğu şeyler tüketicilerin asla farkedemeyeceği şeyler. Ive tüketicilerin iPad'i binlerce kararın ve yeniliğin doğal ve aracısız bir etkileşime girdiğini düşünmeden kullanmalarını istiyor. "Eğer güzel çalışıyorsa sağlam da çalışmalı" diyor ve ekliyor "iPad insanların arabanın koltuğuna fırlatabilmeleri ve hiç düşünmeden bavula sokabilmeleri için yapıldı. Ona karşı hassas olmanız gerekmiyor. Kullanmayı denediniz mi?" "Hayır" diye cevap veriyorum. "Hala görmem gereken biri var..."

Stephen Steve ile Görüşüyor

Bugüne kadar beş İngiltere Başbakanı, iki Amerikan Başkanı, Nelson Mandela, Michael Jackson ve Queen ile tanıştım. Steve Jobs ile geçirdiğim bir saat beni kesinlikle diğer karşılaşmalardan daha falza heyecanlandırdı. Ne düşündüğünüzü biliyorum fakat bu doğru. Jobs'ın çok önemli bir şahıs olduğuna ve dünyayı değiştiren az miktardaki yenilikçilerden biri olduğuna inanıyorum. Kendisi şovmen, mükemmelliyetçi bir gözetmen, ileriyi gören, heyecanlı ve fırsatçı bir insan kategorisinde. Onun tasarım, detay, rötuş, kalite, kullanılabilirlik ve güvenilebilirlik konularındaki ısrarı, Apple'ın başarısının büyük bir parçası. Ive sessiz, mütevazı ve kendini geri planda tutan biriyken, Jobs kendinden emin, güvenilir ve açık bir insan. Kimileri için onun kişisel cazibesi hemen hemen Elmer Gantry gibi tehlikeli. "Steve'in gerçeklik saptırma alanı" açılış konuşmasından karizma fışkırdığını söylüyorlar.

Jobs'ı görmeye gittiğimde, meşhur balıkçı yaka siyah kazağını ve olmasaydı "düzenbaz" diye bağıracağım mavi Levi's 501 kotunu giyiyordu. Karaciğer nakli sonrası verdiği kiloların ortaya çıkardığı inceliği, neden bilmiyorum, bana aktör Willam Hurt'ü anımsattı. Konferans odasında buluştuk. Her bir rafta ve çıkıntıda, herbirinde slayt gösterilerinin oynadığı en az 12 adet iMac bulunuyordu. Jobs sandalyede arkasına yaslanmış, ayaklarını masaya uzatmıştı ve yüzünde hoşgeldin gülümsemesi vardı. İlk sorum birkaç dakika süren heyecanlı bir gevezelikten ibaretti. Sabırla ve zevkle dinleyerek cevap verdi "evet" ya da muhtemelen "hayır". Sorunun ne olduğunu hatırlayamıyorum. Kaydediciyi açmayı unutmuşum. Şimdi hatırlıyorum, utanmıştım.

Biraz daha sakinleyince, Jobs'ın Ocak ayındaki iPad Lansman'ında iki sokak tabelasının önünde durduğunu hatırladım. Birinde "Sosyal Bilimler" diğerinde "Teknoloji" yazıyordu. "Burası her daim Apple'ı gördüğüm yer." diyor izleyicilere. "Sosyal Bilimlerin ve Teknolojinin kesiştiği nokta."

Ben bundan daha fazlası olduğunu düşünüyorum; Apple Sosyal Bilimlerin, Teknolojinin ve Ticaretin kesiştiği yerde bulunmuyor mu? "Elbette, yaptığımız her şey ticari bir anlam taşımalı." Jobs kabul ederek devam ediyor "Fakat bu hiç bir zaman için başlangıç noktası değil. Biz ürünle ve kullanıcı deneyimiyle başlıyoruz. Hiç iBooks gördün mü?" her bir iPad ile birlikte gelen Winnie the Pooh iBooks'unu bana gösterirkenki memnuniyeti çok içten ve sempatik. iPad kılıfının dikey ve yatay pozisyonda nasıl kullanılabildiğini bana gösteriyor. "Sanırım iPad kullanımı bir çok insan için önemli bir deneyim olacak," diyor ve ekliyor "Gerçekten böyle düşünüyorum. Gerçek bir deneyim." bu birşeyler hatırlatıyor. "Bunun sizin için yapılmış bir cihaz olduğunu duydum." diye karşılık veriyorum. "Her şeyi değiştirecek bir cihaz. İnsanlar bu deneyimin ne kadar büyük olduğunu gördüklerinde," diyor Jobs ve ekliyor "onunla kuracağınız bağ... tek kelimeyle sihirli."

Beş yıl içerisinde Jobs iki ciddi sağlık problemi geçirdi. 1997'de Apple'a geri dönüşünde yazıldığı kadar ölümüyle de ilgili birsürü şey yazıldı. "Öyleyse şu an üçüncü perdeyi oynuyorsunuz değil mi?" diye sordum. "Apple bu kadar yüksekteyken, kariyerinize nokta koyma gibi bir ihtimaliniz var mı?" "Hayatımı bir kariyer olarak görmüyorum" dedi. "Bir şeyler yaparım, bir şeylere cevap veririm. Bu kariyer değil. Bu hayatın kendisi!"

O ayrıldıktan sonra, sonunda iPad ile başbaşa kaldım. Sonunda dokunmak için vakit buldum. Taşıyıcının altından biraz baktım ve işte oradaydı. Açtığımda, ekran ışığının yanmasıyla iç geçirdim. On dakika sonra yerlerde sürünüyor, öfkeyle konuşuyor, ısırıyor onu Apple basın temsilcisinin elinden almak için çabalıyordum.

Tam olarak böyle değil, fakat iPad'ı geri vermek bana böyle hissettirdi. Herkese söz verilen "büyük" deneyime, parlak ekrana, pürüssüz bir dokunma hissine hazırlıklıydım. Fakat cihazla aramda kurulan bu ani ilişkiye pek hazır değildim. Cupertino'dan elimde iPad olmadan ayrıldım, fakat şuan kendime ait bir tane var ve benimle heryere geliyor.

Ben iPad'e bir aslanın ceylana atladığı gibi atladım. İnsanların böyle yapmaması olası. Belki onlar uygulamaları ve dijital kitapları pahalı bulacaklardır. Belki daha fazla özelliğe sahip olacak olan sonraki modelleri bekleyeceklerdir. Fakat benim için iPad'im bir silahın tetiği gibi: onu benden alabilmenizin tek yolu soğuk ve ölü ellerimin arasından zorla çekip almaktır. Parmaklarım bu hayret verici nesnenin üzerinde gezinirken biraz hüzünleniyorum. Douglas Adams, 'Bir Otostopçu'nun Galaksi Defteri' adlı eserine en yakın olan insanoğlunun geliştirdiği bu cihazı görebilecek kadar yaşamadı.

Bu Haberi Paylaş ! : FriendFeed ile Paylaş! Twitter ile Paylaş! Facebook ile Paylaş!

Kaynak online : TIME

Kaynak offline : Tıkla,Tıkla,Tıkla,Tıkla

Geri Dön